|
Osmanlı san’at ve ticaret hayatını tanzim eden Ahilik müessesesi bünyesinde teşekkül eden Kuruluş.Osmanlıya has bir teşkilat olarak ortaya çıkan Ahiliğin ahlaki ve mesleki olmak üzere iki yönü vardı.Başlangıçta iş yerlerinde mesleğin incelikleri öğretilirken,akşamları ahi meclislerinde ahlak eğitimi yapılıyordu.Bu yolla yetiştirilen Türk esnaf ve san’atkarları aralarında kuvvetli bir yardımlaşma kurdukları gibi,yerli Bizans san’atkarları ile yarışabilecek san’at ve meslek kabiliyetine de erişiyorlardı.
Bu Kuruluşun temelleri o kadar sağlam atılmış ve prensipleri Osmanlı cemiyetine o kadar ahenkli tatbik edilmiştirki,bu prensipler daha sonraları şehir ve kasabaların belediye hizmetleri ve bu hizmetlerin teftiş edilmesi için örnek alınmış,narh nizamnameleri yahut narh kanunname-leri şeklinde resmileştirilmiştir.Ahiler,san’at veya meslekleri için lazım olan maddelerin te’mininden işlenmesine kadar her hususu inceden inceye kaideye bağlamışlardı.
Ahiler önceleri sadece debbağlık ve deri işçiliği ile uğraşırken,teşkilatın kurduğu sağlam mesleki ve ahlaki düzen birbirlerine bağlılık ve yardım diğer esnaf ve san’atkarlar üzerinde de te’sir ve üstünlük kurmalarına yol açmış,gitgide Osmanlı ülkesindeki bütün Müslüman-Türk san’atkarları bu teşkilatın çatısıaltında toplanmış,zamanlabu günkü esnaf ve san’atkarlar derneğine benzer müstakil bir hüviyet kazanmıştır.
Aynı san’at dalındakiler kendi özel işlerini görüşmek için Lonca denilen odalarda toplandıkların-dan bu isim bilahere san’at birliklerine ad olmuştur.
Her loncanın altı kişilik bir yönetim kurulu vardı.Loncaya mensup en yaşlı,tecrübeli ve zengin kimselerden meydana gelen Bu kurul,loncanın ustalarının reyiyle seçilirdi.Yönetim kurulu,hükümeti temsil eden kadı veya onun me’muru durumunda olan muhtesibe karşı loncanın bütün işlerinden mes’ul idi.Hükümet,mahalli kadılar vasıtasıyle san’atkarlara yapacağı tebliğleri lonca yönetim kurulu vasıtasıyla yapardı.Lonca başkanına şeyh,onun yardımcısına kethüda denirdi.İkinci yardımcısı yiğitbaşı olup,daha çok disiplin işleri ile uğraşırdı.
Esnafla alakalı pek çok hizmetleri gören loncanın; satılacak malın kalitesini düşürmemek, standart istihzali (üretimi) sağlamak,alışveriş ahlakını muhafaza etmek,ihtikarı (karaborsayı) önlemek, istihlak (tüketim) maddelerinin en kısa yoldan müşterinin eline geçmesini temin,kaliteli ustalar yetiştirmek de vazifeleri arasındaydı.
Loncanın kaliteli eleman yetiştirmekte kendine has bir usulü vardı. San’at sahibi olmak “isteyen önce çırak olarak çalışır ve lazım gelen terbiyeyi alırdı. Çırak ileride kalfa ve usta olduğunda, ahlakını muhafaza edebilmesi için saygın,terbiyeli,dindar ve tokgözlü yetiştirilirdi.İşin kolayına kaçmasına müsaade edilmez,mümkün olan en güzel şekliyle yapması öğretilirdi.Bunun içindir ki ,Osmanlı esnafının ahlakından ,nezaketinden,kaliteli işleyişinden o zamanın batılı yazarları, eserlerinde medh ve sitayişle bahsetmişlerdir.
“Osmanlı tacirleri ve esnafı son derece namusludur.Rumlar ise son derece hilekardır.”(He la Metray)
“Türkler son derece kibar, zarif ve muhteşem bir şekilde nazik insanlardır.”(Ubucini)
“Paşasından sokak satıcısına kadar ,istisnasız her Müslüman-Türk!te;vekar,ağırbaşlılık,ihtişam vardır.”(Edmondo da Amicis)
Uzun bir çıraklık devrinden sonra kalfa olan şahıs, sanatın bütün püf noktalarını kavrar ve ustası derecesinde iş yapabilirdi.Yine ustası tarafından ahlakına ve ustalığına kanaat getirildikten sonra usta olmaya hak kazanır,kendi başına iş tutabilirdi.Usta olacak kalfaya bir çeşit ehliyet ve diploma töreni ile peştamal kuşatılırdı.Bu ise büyük törenle ve o iş kolunun loncası ile anlaşmaya varılarak olurdu.
Ustalık sırası geldiği halde,bu hakkı verilmeyen kalfaların mağdur olmamaları için lonca müdahalede bulunurdu.Üyesi olan esnafın her şeyiyle ilgilenen lonca: onları orucundan, namazı ihmal edip etmemesine kadar gözler,lüzumu halinde müdahale ederdi.Loncaların üye aidatı, bağışlar ve varissiz ölen lonca mensuplarının serveti ile kurulu avarız sandıkları vardı.Bazı loncaların sandıkları banka derecesinde zengin idi. Bunlar savaşta devlete nakdi yardım yapar,asker ve gemi teçhiz eder (donatır) ;cami,mescid,medrese gibi hayır işleri yaparlardı.Felakete uğrayan lonca mensuplarının bütün zararları da bu sandıktan ödenirdi.Lonca mensubu yeni bir alet edinmek, dükkan değiştirmek istiyorsa, bunu temin ederdi.Hiç bir esnaf tefecinin insafına bırakılmazdı.Vefat eden lonca üyesinin çoluk-çocuğu muhtaç ise onlara bakıp yetiştirmek loncanın vazifesi idi.
Bütün bunların yanında san’at sahiplerinin hakları ve iş durumları korunur,bir san’at dalında çalışmaya izin verilenler ancak bu işi yapabilirler,başkasının o san’atı ve işi yapmasına ve onların yapıp satması için müsaade edilmezdi.Böyle bir durum ortaya çıktığında esnaf devlete şikayette buluna bilirdi.Nitekim Osmanlılar zamanında bakkal,simitçi ve ekmekçilerin yaptığı bir şikayet şöyledir.
“Devletlü lütuf sahibi,merhametlü sultanım hazretleri sağolsun. Bizler Manastır kasabasında,ekmekçi ,simitçi ve bakkal esnafı olup,adı geçen kasaba halkının sıkıntılarını gidermek için,vaktinde ekmek,simitçi fırınlarında simit pişirip,bakkal dükkanlarında da halkın lüzumlu yiyecek ve içeceklerini satıp halk zahmet çekmezken;yakın zamanda başkaları da ekmekçi ve simitçi fırınları açıp,bakkalın satacağı yiyecek ve içecekleri de satıp ve demircilerde keza kendi san’atlarına kanaat etmeyip,onlarda bakkalların sattıkları yiyecek ve içecekleri sattıklarından, eskiden beri mevcut olan fırınlar ve dükkanlar işlemez hale geliyor.Bu sebeple her esnaf kendi san’atını işleyip, demirciler ve diğer lerinin bu şekildeki müdahalelerinin yasaklanması babında f e r m a n e f e n d i m i z i n dir.“Bakkal,simitçi,ekmekçi kullar.”
Bu şekilde esnafın san’at ve mesleğinin korunmasına tekel ve imtiyaz anlamına gelen gedik denirdi.Gedik kelimesi;müstekar(kararlaşmış) ve havai olmak üzere iki kısma ayrılırdı.Muayyen ve belli bir iş yerine bağlı olarak san’atını icra etmesi mecburiyeti olanlara müstekar gedik denirdi.Bunların alametleri tezgah aletleri idi.Havai gedik ise;belli bir iş yerine bağlı olmayan san’atkarlardır.Bunlar san’atlarını istedikleri yerde ve serbestçe icra ederlerdi.Gedikli tabiri (1703-1730) yıllarına rastlamakla beraber ,tekelci karekteriyle daha öncede mevcuttu.1727 yılında esnafın adedi,ustalık adıyla tahdid edilmiş,sonraları gedik adını almıştır.Bu tarz esnaflık ve san’atkarlık 1860 yılına kadar sürmüştür.
Böyle bir teşkilata sahip olan esnaf,Osmanlı Devleti’nin en ücra köşelerine kadar yayılmış,memleketin içtimai(sosyal) yapısında büyük güç,düzen,asayiş ve ahlak unsuru olmuştur.Bu teşkilat,kendi kendini murakabe ettiği gibi,devletinde kontrolü altındaydı.On yedinci yüzyılda,bindokuzyüz loncaya bağlı yüzyirmi altı bin üye tesbit edilebilmişti.
Neticede bu muazzam ve milli teşkilat,1838 yılında İngiliz taraftarı Mustafa Reşid Paşa’nın İngilizlerle imzaladığı Baltalimanı andlaşması ile bir daha düzelmemek üzere büyük bir darbe yemiştir.
Kaynaklar:
1)Büyük Türkiye tarihi(Y.Öztuna);cild-11,sh.383.390
2)Osmanlı Ttarihi (İ.H.Uzunçarşılı)cild-2 sh .684,885
3)18.Yüzyılda Osmanlı kurumları ve Osmanlı toplum yaşantısı.(Yücel Özkaya)Ankara-1985
4)19.YY.ın ilk yarısında Ankara (R.Özdemir,Ankara -1986);sh.175,177
5)Ahi birlikleri(S.Güllülü)İstanbul,1977
6)Mecelle-i Umur-ı Belediye(O.N.Ergin)cild.1.sh,407,409
7)Ali Emiri Efendi kitapları,Kanunlar kısmı no224(İstanbul millet kitaplığı)
8)Yeni Rehber Ansiklopedisi;cild,7.sh.40
9)Osmanlı Tarih deyimleri.
Yukarıdaki yazılar Türkiye gazetesi yayınları OSMANLI Devlet teşkilatı 1 nolu kitap dan sayfa-239,250
Kaynak olarak alınmıştır.
|